Cumartesi, Eylül 21, 2013

sadeceinsan

İnsan...



Yabancısı olduğu doğaya adapte olmaya çalışan insan...
Yakaladığı avın nasıl saklanacağını öğrenen insan...
Toprağı şekillendirerek yaptığı kap-kacağı süslemek isteyen ... Yaşadıklarını duvarlara yontarak derdini anlatmaya çalışan insan...
Gece karanlığında eve giderken ürken ... Bilgisayar oyununda level atlamak için saatlerce uykusuz kalan ... Akşam yemeğine yetişmek umuduyla trafikte bekleyen ... Tuttuğu takımın galip olmasıyla konvoyda çılgınca bağıran ... Gece vakti ansızın çalan telefonu endişeyle açan insan...

Hayır hiç biri değil.

Sadece insan...

Zamana, döneme, düşünceye bağlı kalmadan sadece insandan bahsediyorum. Diğer insan figürleri  bir yaşama bağlılardı. Onlarda da 'sadece insan'a dair şeyler var elbette. Ama o insan otobüse yetişmek için var gücüyle koşan insan işte. İhtiyaçları var, duyguları var, duygulara tepkileri... Ama o yaşadıklarıyla var artık. Onlar olmasa hayatında ne kalır elinde bilemez. "Hiç." der belki size. Ona göre onu kendi yapan şeyler çünkü hayatındakiler. İşte ben O'nu istemiyorum. O yapan niteliklerini de. Ben sadece "İnsan" yapan niteliklerden bahsediyorum.

Sizden asırlar önce yaşamış bir adamın sözlerinde kendinizi bulabilirsiniz. Dokunur, temas eder, hissedersiniz... Dil değişir , hayat değişir... Ama yine anlar insan sizi.

Çünkü her ne kadar sıfatlarınız arasından kendinizi ayıklayamasanız da,

siz de sadece insansınız.



-kalemifosforlu-


ps: photo by Matej Peljhan




Pazar, Ağustos 04, 2013

Yazan İnsan



İnsanlar vardır. Yazarlar. İyi yazabildikleri için. Hikayeleştirmeyi severler. Bildiğiniz bir hikayeyi onlardan dinlemek büyüler sizi.

İnsanlar vardır. Yazarlar. Duyurabilmek için. Misyonları vardır. Yazarak sorumluluklarını yerine getirirler.

İnsanlar vardır. Yazarlar. Hayallerini yaşatmak için. Yazarken mutludurlar.

İnsanlar vardır. Yazarlar. Hatırlamak için. Dönüp yeniden okumak adına.

İnsanlar vardır. Yazarlar. Çok şey bildikleri için. Artık susamazlar.

İnsanlar vardır. Yazarlar. Haber vermek için. Onlardan haber bekleyen insanlar vardır.

İnsanlar vardır. Yazarlar. Yazmak zorundadırlar. Kendilerini anlamak için. Hayatı anlamak için. Söyleyebilmek için.



İnsan vardır. Yazar.   PAYLAŞMAK İÇİN...




-kalemifosforlu-

Perşembe, Temmuz 11, 2013

Ayraç


Geçen gün Bukowski'den 'Ekmek Arası'na başladım. Güzel kitap.
İnsanın; okurken kaldığı yere parmağını sıkıştırıp, kapağını kapatıp uzun uzun düşündüğü kitaplardan...

İnsan çocukken eylemler önemli. Biz çocuklara hep işte saflık, temizlik olarak bakarız. Ama işin allanıp pullandığı hali bu aslında.


Çocuklar düzdür.
İstediklerini söylemek için mükemmel zamanlar aramazlar, çok da düşünmezler aslında.
Hatta öyle ansız dile gelir ki düşünceleri, mükemmel zaman dedikleriniz uçuverir.
Bu kitap da bir çocuk ağzından yazılmış gibi. Süslü, uzun cümleler nadir bulursunuz.
Böyle zalimce sıralanıverir kelimeler.
Çocuk bir havuza giriyor örneğin.
Siz nasıl eğlendiğini, neler yaptığını anlatmasını umarken o bir anda havuza işediğinden bahsediyor. Yok uzatması, yalanı...


Bir çocuk gibi cesur konuşmak istiyor insan. Büyüdükçe daha titrek diller...


-kalemifosforlu-

Pazartesi, Temmuz 01, 2013

Eskiz


Çocukluğumun resim defteri…

Boyayı kavramakta zorluk çeken parmakların olsa da,
Renklenmeyi bekleyen hayallerin vardır.
Kırmızı ağaçlar yaparsın, kırmızı en sevdiğin renktir ya hani.
Güneş sana güler.
Eller hep tutuşur.
Hiç titremeden çizen elinden,
Senin renkli masalın…



Renkler kelimelerde can bulur belki sonra…
Belki renklerin sadece fırçayla buluşur…
Kim bilir belki öyle bir an yaşarsın ki,
Masalın gerçek olur.

Senin masalın, senin hikayen…
Onunla yapmaya karar verdiğin renk ile başladı.
Senin bir fikrin vardı.
İki kelime, iki nota, iki çizgi anlattı.


Her şey bir fikirle başladı.


-kalemifosforlu-

Salı, Ocak 08, 2013

Delilik

Her çılgınlığı yapacağına dair kendisine söz vermiş bir beyindi sizinkisi. Listeleriniz vardı uzun uzun. Yapmayı bekleyen gelecek zaman kipleri...İstekli. Gözü kara.


Ne oldu onlara? 

Ben söyleyeyim. Gelecek zaman kipleri şimdiki zamanla buluşmaya bu kadar istekliyken, zaman bentler kurdu. Büyümek dediniz siz ona. Doğru olanı yapma yarışı...  Büyümek.

Büyüdüğünüzü düşündüğünüz ilk an "çocukça" lafını kullandınız. Nedir çocukça? Ben bilmiyorum. Tek bildiğim büyüdüm ve çocukça şeyler bıraktım geride.

Birey olma anlayışı, sorumluluğu getirdi size. Çocukken istekleriniz önde gelirken, büyüyünce sorumluluk aldı yerini. İsteklerin üstünde "çocukça" etiketi, boynu bükük geride...

Yetmiyor eskisi gibi küçük mutluluklar size, biliyorum.İstiyorsunuz ki sürsün. Çabanız hep kalıcı mutluluklar için... Bir delilik yapacaksanız da ucunda büyük lokma olsun. Kriterler arasında bir de "yüksek ihtimal" olmalı tabi! Boşa gitmesin sonuçta emek.Olmayacaksa baştan söylesin canım! 

Kural var, hesap var, kitap var.Koyarsınız teraziye. Tutmadı mı? At çöpe. 

Eskisi gibi isteklerinizde diretmiyorsunuz. Çünkü istekleriniz umarlı olmak zorunda. Doğru olan bu ya. "Umarlı istekler" ve "delilik" bir arada? 

Bunların hepsini biliyorsunuz zaten. 

Ben de biliyorum. Hatta büyümek dediğim şeyin getirileri ile zıtlaşmaya çalışmam da epey sık oluyor. 

Dün bir delilik yapmak istedim. İstedim diyorum da işte laf olsun:) İstesem yapardım. Ama sorumluluğunu istemiyorum. Terazi tutmadı yani. 
"Çocukça" etiketli bir istek daha sakladım...

Şimdi o çok istekli gelecek zaman kiplerime yakıştıramadım büyümeyi. Güzel durmadı yanında ama........

O zaman bir şarkı sözü ile bitsin bu da...Büyümüş insanlardan...

 " Delilik kısa sürer, pişmanlık uzun..."

-kalemifosforlu-