Pazartesi, Ekim 01, 2012

Dünya Mimarlık Gününüz Kutlu Olsun!


Henüz ikinci sınıfa geçen bir çaylak olsam da mimarlık hakkında bağırmak istediğim yığınla şey birikmiş içimdeJ  Bu seneki sıcaklarda gittiğim yapı yaz okulu da düşünülecek olursa çok olmuşum.

İsteyerek ya da istemeyerek… Mimarlık kazandığın yazıyor ekranda.. Sonrası malumJ

Adını bile bilmediğin malzemeler alıyor insan en başta… Listeyi veriyorsunuz şüphesizce. Adam koyuyor önüne, “Bu neymiş ki?” diye incelerken buluyorsun kendini…  Ve bu sene boyunca da devam ediyor aslında.  Ama sonunda öyle bir duruma geliyorsun ki; satıcı sana  ‘Öylesi olmaz ki zaten.’ dediğinde , ‘Var,  siz merak etmeyin.’ diye caka bile satabiliyorsunJ Piyasa senden soruluyor zaten sonra. Tabi hemen ticari zekan işlemeye başlayıp ‘ozalit açsaydım şimdiye…’ gibi hesaplar yaparken buluyorsun kendini. Adamın aylık kirasını neredeyse sadece ben verdiğim düşünülürse…

Hayattan, insanlardan kopman çok zaman almıyor. İlk, toplu taşıma araçlarında ötekileştiriliyorsun… Bakıyorsun ki, senin daha yeni tanıştığın malzemelerinle insanlar da yeni yeni tanışıyor. Abartıp, sen gözünün içine baksan da kafasını çevirmeyen insanlar bile oluyor. Başlarda hoşuna da gidiyor aslında. Yeni yetme üniversitelisin ne de olsaJ O koca çantayı taşımak için henüz koca koca hevesler besliyorsun.  Henüz…

Alışıyor insan sonra… Çizim çantasına, t cetveline isim bile koyabiliyorsun. Onu bir evcil hayvanın  gibi yanında dikkatlice taşıyorsun. Hoşlanmadığın insanları ısırtabiliyorsun bile bazenJ Bazen hakim olamayıp kazalara sebebiyet de verebiliyorsun…

Birkaç haftadan sonra eve sığmamaya başlıyorsun. Maket-çizim malzemeleri derken zaten çalışacak yer bulamıyor insan. Çalışacak yer bulsan, uyuyacak -belki birkaç saat(cik!)- yer açmak biraz zaman alıyor. Zaten maket sonrası peligom kokusuyla uyumak diye bir olay var ki sabahları çok hoş olurJ

Mimarlık ağrıları baş gösteriyor hemen. Vücudunun değişik uzuvlarındaki ağrılar bir türlü iyileşmeyecek gibi geliyor insana. Bir süre sonra şikayet etmiyor da insan. Alışıyor…

Jürileri unutmamak gerek tabi. Jüriden bir gece önceleri var asıl. İşte o gece dakikaların gerçekten at koşturduğu gece…  Uyumaktan umudu kesmişsindir zaten de tek derdin ‘n’olur yetişsin!’ olur.  Gece sabaha kavuştuğu anki paniği hayatım boyunca yaşadım mı bilmiyorum. Evet 24 saat bir gün için yeterli değil artık…

Mimarlık öğrencisinin üniforması pijaması olsa gerek. İlk haftalar erkenden kalkıp süslenip gittiğin okula, sonraları ne giydiğini bilemez halde gidiyorsun. Bir bayan olarak buna bazen isyan ettiğim oluyor. Ama sonunda yorgunluk ağır basıyor. Jüri zamanları da süslenmek için güzel bir fırsat olabiliyor ama tabi jüri öncesi zaman bulabilirsen!

Bir de olayın ‘entel olma’ çalışmaları var tabi. Büyük bir kültür patlamasının ortasında kaldığını hissediyorsun. Henüz bilmediğin, haberdar dahi olmadığın hayatlara, düşüncelere yetişmek için nereden başlayacağını şaşırıyorsun. Okuman, izlemen,  görmen gerekenlerin uzun bir listesi çıkıyor önüne. İnsan o an anlıyor gerçekten tam bir çaylak olduğunu aslında.

Sanıyorum ki bundan sonra hep diğer hayatlara, düşüncelere biraz daha yetişebilmek için çalışan bir çaylak olarak kalacağım.
Henüz yolun başı…


-kalemifosforlu-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder