Henüz ikinci sınıfa geçen bir çaylak olsam da mimarlık
hakkında bağırmak istediğim yığınla şey birikmiş içimdeJ Bu seneki sıcaklarda gittiğim yapı yaz okulu
da düşünülecek olursa çok olmuşum.
İsteyerek ya da istemeyerek… Mimarlık kazandığın yazıyor
ekranda.. Sonrası malumJ
Adını bile bilmediğin malzemeler alıyor insan en başta… Listeyi
veriyorsunuz şüphesizce. Adam koyuyor önüne, “Bu neymiş ki?” diye incelerken
buluyorsun kendini… Ve bu sene boyunca
da devam ediyor aslında. Ama sonunda
öyle bir duruma geliyorsun ki; satıcı sana ‘Öylesi olmaz ki zaten.’ dediğinde , ‘Var, siz merak etmeyin.’ diye caka bile
satabiliyorsunJ Piyasa
senden soruluyor zaten sonra. Tabi hemen ticari zekan işlemeye başlayıp ‘ozalit
açsaydım şimdiye…’ gibi hesaplar yaparken buluyorsun kendini. Adamın aylık
kirasını neredeyse sadece ben verdiğim düşünülürse…
Hayattan, insanlardan kopman çok zaman almıyor. İlk, toplu
taşıma araçlarında ötekileştiriliyorsun… Bakıyorsun ki, senin daha yeni
tanıştığın malzemelerinle insanlar da yeni yeni tanışıyor. Abartıp, sen gözünün
içine baksan da kafasını çevirmeyen insanlar bile oluyor. Başlarda hoşuna da
gidiyor aslında. Yeni yetme üniversitelisin ne de olsaJ O koca çantayı taşımak için
henüz koca koca hevesler besliyorsun.
Henüz…
Alışıyor insan sonra… Çizim çantasına, t cetveline isim bile
koyabiliyorsun. Onu bir evcil hayvanın gibi yanında dikkatlice taşıyorsun.
Hoşlanmadığın insanları ısırtabiliyorsun bile bazenJ Bazen hakim olamayıp kazalara
sebebiyet de verebiliyorsun…
Birkaç haftadan sonra eve sığmamaya başlıyorsun. Maket-çizim
malzemeleri derken zaten çalışacak yer bulamıyor insan. Çalışacak yer bulsan,
uyuyacak -belki birkaç saat(cik!)- yer açmak biraz zaman alıyor. Zaten maket
sonrası peligom kokusuyla uyumak diye bir olay var ki sabahları çok hoş olurJ
Mimarlık ağrıları baş gösteriyor hemen. Vücudunun değişik
uzuvlarındaki ağrılar bir türlü iyileşmeyecek gibi geliyor insana. Bir süre
sonra şikayet etmiyor da insan. Alışıyor…
Jürileri unutmamak gerek tabi. Jüriden bir gece önceleri var
asıl. İşte o gece dakikaların gerçekten at koşturduğu gece… Uyumaktan umudu kesmişsindir zaten de tek
derdin ‘n’olur yetişsin!’ olur. Gece sabaha
kavuştuğu anki paniği hayatım boyunca yaşadım mı bilmiyorum. Evet 24 saat bir
gün için yeterli değil artık…
Mimarlık öğrencisinin üniforması pijaması olsa gerek. İlk haftalar
erkenden kalkıp süslenip gittiğin okula, sonraları ne giydiğini bilemez halde gidiyorsun.
Bir bayan olarak buna bazen isyan ettiğim oluyor. Ama sonunda yorgunluk ağır
basıyor. Jüri zamanları da süslenmek için güzel bir fırsat olabiliyor ama tabi
jüri öncesi zaman bulabilirsen!
Bir de olayın ‘entel olma’ çalışmaları var tabi. Büyük bir
kültür patlamasının ortasında kaldığını hissediyorsun. Henüz bilmediğin,
haberdar dahi olmadığın hayatlara, düşüncelere yetişmek için nereden
başlayacağını şaşırıyorsun. Okuman, izlemen,
görmen gerekenlerin uzun bir listesi çıkıyor önüne. İnsan o an anlıyor
gerçekten tam bir çaylak olduğunu aslında.
Sanıyorum ki bundan sonra hep diğer hayatlara, düşüncelere
biraz daha yetişebilmek için çalışan bir çaylak olarak kalacağım.
Henüz yolun başı…
-kalemifosforlu-
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder