Uyku... İnsanın tamamen bilinçaltıyla baş başa kaldığı günün tek zamanı.
Uyumanın verdiği huzuru bulamam belki de. Peki ya artık verdiği çaresizlik? Bir daha hiç uyuyamacakmışım gibi yatakta dönüp duran bedenim... Kendimle baş başa kalmaya hazır mıyım ki ben bütünüyle? Bu oda neleri bağırarak sustu...
İçimi rahatça
dökebildiğim, konuştuğum duvarlarım var benim. Dert anlattığım boşluklarım var.
Derin bir sessizliğim var en önemlisi. Susmasını bilen…
Burada bir “ben” varım işte. Hiçbir zaman “ben” olamadığım
bir yaşamda, benliğimi bulduğum tek yer,
tek zaman… Bir türlü dökülemeyen yaşlar yok burada. İçeri atışlar yok.
Bahanelere yer yok. Susmaların anlamı var burada…
Beni benden iyi tanır belki de duvarlar. Onlara bakmak her
anıyı, her duyguyu anlamaya yetiyor sanki. Yaşadığım her farklı duyguda baktığım
yine aynı duvardı!
Uzun bekleyişlerim var benim. Hayatta hiç kimsenin
dolduramayacağı boşluklarım… Hep o gözümde kalan, akamayan yaşın bir anlamı
var…
Hayattan beklentilerim vardı. Büyüktüler… Belki de imkansız. Birçok insan
için çok basittiler. Benimse dünyamdılar. Basit ve kendimce bir dünyam vardı
aslında. Ama karmaşıktı. Anlaşılmazdı ya da fazla yoğun… Anlamaya çalışmak
yorardı insanı.
Beklentilerimi boşluklarıma yüklemiyorum artık. Salıyorum
onları. Hayatım olan umutlarım da yok artık.
Belki bir gün lafını karalıyorum …
Bir geleceğim yok belki de…
Geçmişten bu kadar çok şey beklemişken.
Hep üç noktalarım var benim. Söyleyemediğim
uzun cümlelerim saklı… Hiçbir kelimenin anlatmaya yetemeyeceği dipsiz bir kuyum
var . . .
-kalemifosforlu-
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder